SEN SIRRIYIN KÖLESİ OLMA SIRRIN SENİN KÖLEN OLSUN ...YUSUF TER.
   
 
  Çoban Köpekleri

Kırın, yabanın, uçan kuşların saklanmaya konacağı dalı bulmaya ihtiyacı yok.
O kadar düzlük, o kadar geniş dere-tepe var ki, olan ağaçlar da derenin içinde.
Buğday kırıntıları toplamak için yazlığa çıkarlar serceler güvercinler. Susadıklarında
su içmek için giderler dereye. Koyunlar meleşerek, inekler sürüsünde sineklenerek
güfa düşmüş gibi kuyruklarını sallayarak yerlerinde durmuyorlar. Çoban Hamza ne yapsın? Koyuna kuzuya, bir de karışırsa sığıra! Koyunlar, köpekler bile gölgelik arıyor.
Düz ovanın kızgın güneşin kızıllığında hayvanlar ne yapsın?
...Akşamın serinliği çökmesine vakit vardı. Köpekler kendi aralarında oynamaya başladı. Hamza ateşi yaktı, suyu koydu tencereye ' Bir güzel bulgur pilavı yapayım çoban pilavı meşhurdur.. '
Ne de olsa kırın kokusu ayrı bir lezzet verir yemeklerde harıl harıl pişen aşa.
Kışın bile, karası dumanı götürür uzaklara. Tok olan acıkır çoban pilavının kokusuna dayanamaz. Hamza yemekle uğraşa dursun, koyunlar sığırların gölgesinde meleşe dursun, serinleyerek uçan kuşlar tarlada kalan buğday tanelerinin kırıntılarını toplayı versin. Güneş öğlenin sıcağında kara kaçanı anırta dursun, köpekler oynaşarak zamanı öldürmenin sürünün emniyetli bir şekilde konakladığını hissederek oyunlarına devam ederler. Uzaklardan, çok çok uzaklardan yabancı köpeklerin havlama sesleri duyulur
Köpekler buna fazla aldırış etmezler. Kulakları kesik olduğundan boyunlarını kaldırarak yikinir. Yavaş yavaş köpeklerin havlamaları ve uluma sesleri yaklaşmaktadır.
Çoban köpekleri sesin geldiği yöne doğru ilerlerler. Kayalıkların başına geldiklerinde yabancı bir köpeğin dere kenarında dolaştığını görürler.
Ya yolunu bulamamış, ya da birileri terk etmişlerdi bu köpeği. Çoban köpekleri bir hışımla iniverdiler yabancı köpeğin yanına. Kaçacak yer yoktu ki kaçsın köpek!
Hırlaşmalar, burun buruna değdiği sürtüşmeler, koklamalar başladı. Çoban köpeğinin biri aniden boğazından sallamaya başladı altına aldı diğer çoban köpeği de. Yabancı köpeğin ayağından tuttu ve çekiştirmeye başladılar. İki çoban köpeği ve bir de yabancı köpek! ..
Uzun bir müddet ağızlarından seller akarak köpeği bırakmadılar, boğmaya başladılar.
Çoban Hamza köpek seslerini duymuştu, o heyecanla da yemeği tencerede unutmuştu. Köpekler boğuşuyordu, bir köpeği sürüsünün köpeği boğuyordu, yardım etmek için koştu.
Zor güç ağzından aldı, yara bere içinde kalmıştı her yeri köpeğin.
Yaralı köpeğin sahibi de boğuşmayı duymuş, uzaktan seyretmiştir yaklaşmamıştır. Azdırmak için köpeği buraya bırakmıştır, uzaktan takip etmiştir ne yapacak diye. Dayanamaz ve koşarak köpeğinin yanına gelir. Kanlar içinde yatan köpeğine seslenir, 'zalım zalım uyan ben ne yaptım. Allah kahretsin hep benim suçum, ne gerek vardı? Babama anneme uydum kapımızın köpeğini buraya getirdim' diye söylenmeye başlar başlamaya ama! .. Hamza çok sinirlenmiştir. 'Abidin sen ne yaptın aslanım? Köpek buraya bırakılır mı. Hiç mi vicdanın sızlamadı? Ya köpekler boğup öldürselerdi, ya da başına başka iş gelseydi? '
Kızdı, öfkelendi köpeğini aldı ve köyün yolunu tuttu. Abidin! in babası bağırarak 'ne oldu bu köpeğe? Kim boğdu boğdurdu. Ben sana azıt gel demedim mi? ' diye çıkışmaya başladı.
Abidin sustu... Yalnızca dinledi ve cevap vermedi. Daha 16 yaşındaydı. 'Çoban köpekleri boğdu baba' dedi. 'Hamza’nın köpekleri'.. Babası öfkelendikçe öfkeleniyor, sinirleniyor 'Gelsin hele Hamza. Akşama nasıl olsa gelecek bu köye. O zaman sorarım ben buna' diye.


-----------------fağısta aramamak için köyde ayrıldı köpeğinin yanından --------------------------





Hamza da yanına köpeklerini alarak derede elini yüzünü yıkadı. 'Aman Allahım tencerede yemek dibine tuttuysa aç kaldık' diyerek yokuş yukarı koşmaya başladı. Sığır çobanı da yemek dibine tutturmadan ateşin üzerinden indirmişti bulgur pilavını. Kuru soğanı eşeğin heybesinden almış bohça sermişti. Hamza’yı bekliyordu o da. Hamza
- Sağol İbraam, dedi.
- Bir şey değil güzelim pilav ziyan olmasın diye yaptım, dedi ve gülüştüler.
Köpekler bir kenara çekilmişler, soluk soluğa ağızlarının sellerini damlatarak soluyorlardı.
- Hamza, az kalsın öldüreceklerdi. Halil ağanın köpeğini azıtmak istemişler, Abidin söyledi. Acıdım çocuğa da. Aldı götürdü zalım’ı.
İbram
- Deme ya hem de zalımı öylemi, zorları neymiş ki azıtmak istemişler?
- Hamza orasını bilemem Abidin bir şey demedi.
İbram çıkçık çekti 'Allah Allah' diyerek...
Yumruğuyla soğana vurdu, vurduğu yer oyulmuştu aldırış etmedi. Tencerenin dibinde tanesini bırakmadan Çoban pilavını afiyetle yediler.
İkindi vakti gelmişti. Zaman da bu gün böyle geçmişti. 'Hamza koyunu köye sürmenin zamanı geldi' yazı yabanı otlatıp karınlarını doyurmuştu koyunlar kuzular.
İbram da sığırları arkaç boğazından geçirerek şeytan kayalıklarından indirmişti.
Abidin zalımın yarasını sarmış, yoğurt yedirmişti ama fukara bir aileydi. Halil ağa demelerinin nedeni gönlünün açık oluşuydu.
Halil ağa küplere binmiş öfkesi dinmemişti. Hamza ile çeşmenin başında karşılaştılar:
-Senden senin köpeklerinden şikayetçiyim. Nasıl olur da senin köpeklerin benim zalımı boğarlar?
Hamza:
- Halil ağa bunlar köpek. Ben ne yapabilirim? Boğuşmuşlar, yetişmesem öldüreceklerdi.
diyerek söylenir, ama Halil ağa öfkelidir:
- Ben biliyorum. Bunun sorarım
diyerek eve gider. Sabah köylüsüne söylediği fağısta yı getirmesini söyler. Karakola, ordan da savcılığa mahkemeye gidecektir ve şikayetçi olacaktır! ..
Şikayetçi de olur. Dilekçesini yazar:
- Benim zalımı dövmüşlerdir iki kişi. Bu iki kişiden şikayetçiyim. Çoban Hamza da dövmelerine seyirci olmuştur, ondanda şikayetçiyim...
Onun afşarrı ve kara çocuk diye kağıda geçirdi karabaş olan köpeğin adını, kara çocuk söylemişti. Köyüne döndü kimselerde bir şey demedi. Aradan yirmi gün geçmişti ki postacı elinde zarfla geldi. Hamza ve çocukları Afşar ve kara çocuk hakkında şikayetten dolayı mahkemeye çağrılıyorlar. Gün ve tarih yazılıydı. Halil ağa tarafından şikayet olunmuşlardı. Hamza öfkelendi:
- Benim Afşar ve kara çocuk adında çocuklarım yok ki! Bu Halil ne yapmak istiyor? Olacak iş değil. Köpekleri çocuk yapmış. Ben de onu savcılığa mahkemeye vereceğim.
diyerek söylenir...
Köylüler araya girerler, 'yapmayın etmeyin, it köpek yüzüne mahkemelik olmayınız ayıptır. Köyümüze yakışmaz' deseler de
Halil ağa oralı olmaz. Hamza da:
- Seslenmeyeceğim mahkeme gününe kadar. Mahkemede hakim bunun bu yaptıklarına ne diyecek. Bakalım, görelim
der aldırmaz...
Mahkeme günü gelir çatar! Halil ağa köpeğini arabaya bindirir Hamza da köpeklerini yanına alır mahkemenin yolunu tutarlar….

Yusuf Ter 08.11.05
Saat 01:23 İsviçre
HAVA DURUMU TARİHTE BUGÜN KÖŞE YAZARLARI
 






Reklam
 
DUYURU PANOMUZ
 

DUYURU PANOMUZ


HALK ŞİİRİNDE EMPERYALİZME BAŞKALDIRI ANTOLOJİSİ KİTABIMIZ ÇIKTI DUYRULUR

YENİ

EY RENKSİZ DÜNYA Kitabım Çıktı Ufuk Matbadan 2009
isteme adresi
yusufter5711@hotmail.com

sitemize hoş geldiniz


Kitabıma Ulaşa bileceğiniz Kitapçı OKTAY DAĞDEVİREN Tel:0535 838 82 52 -Ey Renksiz Dünya Kitabım


Çıkan Kitaplarım ..DAĞLAR ŞAHİT AŞKIMA ..RÜZGAR GÜLÜ ..PALAZLANMIŞ YAVRUM ..ŞİİR KÖR İNSANIN GÖZÜDÜR
YUSUF TER
İletişim

SÖZLÜK
 


 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=