SEN SIRRIYIN KÖLESİ OLMA SIRRIN SENİN KÖLEN OLSUN ...YUSUF TER.
   
 
  FIKRA** KARİKATÜR ** VİDEO

 
 


Hareketli komik resimler



Uzun zamandır birbirlerini görmeyen Dursun ile Temel kahvede karşılaşmışlar.

Dursun başlamış anlatmaya:

- Ula Temel artık yaşlanduk.Ayaklarum, kollarum, başum anlayacağun her tarafum ağriyi.
Bu yaşliluk ne kötü bişeydur. Eeee sen nasilsun bakalum ?

Temel cevap verir:

-Eyiyum eyiyum. Anamdan doğduğum ilk günkü gibiyum. Başumda saçum yok. Ağzumda dişum yok. Altuma yapayrum haberum yok.

Temel intihar ediyor

Dursun birgün ormanda gidiyormus. Temeli bir agaca belinden bagli sekilde bulmus. Napiyosun Temel demis Dursun; Temel de Intihar ediyorum demis. Dursun Benim bildigim öyle intihar edilmez; o ipi beline diil boynuna bagliyacaksin demis. Temel de: onu da denedim; az daha boguluyodum…

Jokey

adamlar kahvede oturmuş sohbet ediyolar. biri ya benim karım beni manavla aldatıyo galiba yatağın altında meyva kabukları buldum demiş.

Diğeri ozaman benimkide kasapla aldatıyo demiş. Bende yatağın altında kemik falan buldum demiş.

Bir diğeri ağlamaya başlamış neoldu diye sormuşlar adam benim karım beni atla aldatıyo o zaman. Çünki geçen gün yatağın altında jokey buldum demiş.

 
Komik atasözleri
Dikkatli olmazsanız b..ku yersiniz bu bir profesörün sözü


Tip fakultesinde ilk kez
kadavra ( ceset ) basina toplanan ogrenciler,
bayagi bir merak ve ilgiyle kadavrayi
incelemektedirler.

Profesor dersine baslar;
“Tipta iki sey doktorlar icin cok
onemlidir, ilki insan vucudu ile ilgili
hicbir sey sizin icin igrenc olmamalidir. ornegin,”
der ve parmagini cesedin
kicina sokar ve cikartip kendi agzina
goturur.”Hadi bakalim simdi sizlerde
ayni seyi yapiniz !”

Ogrenciler sok icinde, hepsi duraksarlar ama
bakarlar ki
profesor cok ciddi, istemeye istemeye
hepsi sirayla kadavranin kicini parmaklayip sonrada emerler. ogrencilerin
hepsi bu isin tadina bakip berbat bir hale gelmisken, profesor
konusmasini
surdurur;

“Bir tip doktoru icin ikinci
en onemli nokta gozlemdir” der ve
devam eder;

“Ben kadavranin kicina orta
parmagimi soktum ama kendi agzima
isaret parmagimi goturdum..

Simdi bir doktor icin, dikkat
etmenin ne kadar onemli oldugunu
da ogrenmis bulunuyorsunuz….!

NEYMİŞ SONUÇ OLARAK İŞİMİZİ
DİKKATLİ YAPMAZSAK…………
BOK’U
YERiZZZZZZZZ





şeker hoca bir alem hoca: 

"Peygamberimiz yaşasaydı cipe binerdi, zaten devenin de iyisine binmiş!" diyor. Teravih namazında eli boş gelen kadınlara "Televizyon programlarına börek çörek yapıp gidersiniz, buraya eliniz boş geliyorsunuz! " diye takılıyor. Söylediklerini oya sunuyor, Cuma namazının farzını kıldırıp "Memleketin 330 milyar dolar borcu var, haydi şimdi gidip çalışın!" diye cemaati işlerinin başına gönderiyor.
O Malatya'nın ünlü şeker Camii'nin şeker Hoca lakaplı imamı Celal Tigen. Basın Yayın Halkla İlişkiler mezunu. Yaşını sorduğumuzda "52 modelim!" diyor.

İşte sorular ve cevaplar:

* Cemaatiniz camiden taşıyormuş. Nedir bunun esbab-ı mucibesi?
* Zebanilerden, cehennemde kaynayan kazanlardan, cehennem
ateşinde yananlardan bahsetmem. Cami korkutma yeri değil, sevdirme yeridir . Adam camiye zaten dert, ızdırap içinde geliyor. Bir de cehennemden mi bahsedeceğiz? "

* Camide promosyon uygulamanız varmış?
* Gelenleri caminin monoton havasından kurtarmak lazım. Camiye gelen çocuklara camiyi sevdirmek gerekir. Onlara sorular soruyorum, bilseler de bilmeseler de şehirler arası bilet, çeyrek, cumhuriyet altını veriyorum .

* Camilerde niye devamlı ayakkabılar çalınır?
* Bizde ayakkabılar kaskoludur. Ayakkabısı çalınana ayakkabı alıyorum.

* Hep böyle grand tuvalet mi giyersiniz?
* İslam dini cübbe, sarık, takke ve tesbihten ibaret değildir. Peygamberimiz sıcak iklimde yaşadığı için entari giymişti. Kutuplarda yaşasa öyle mi giyecekti?

* Hurafeler ve batıl inançlara niçin bu kadar itibar ediliyor?
* şiddetle karşıyım. Gidiyorlar türbelere, çaputlar
bağlıyorlar, "Al sana göbek, ver bana bebek!" bunlarla uğraşıyorlar. Malatya'da Keşşaf Baba Türbesi var. Bir baktım kadınlar türbenin etrafında neredeyse içki kokteyli yapıyorlar. Yakını içki içen eline viski, şarap, rakı ne varsa mezara getirmiş. şimdi bu adam kalksa bunları kovalasa haklı değil mi? Bunlar dini takvim yapraklarında, cami diplerinde öğrendikleri için oluyor.

* Allah bilir sizin internet siteniz de vardır?
* Cemaate; www.celalhoca.com.tr ye girin, sorular sorun dedim. Cemaat araştırmış. "Hocam bulamadık!" dediler. Sitem yok, espri yapmıştım. Ama hazırlıkları yapılıyor, yakında olacak.

* şeker Hoca, Cuma Namazının farzını kıldırıp cemaati gönderdiğiniz oluyormuş, niye?
* Bu memleketin 330 milyar dolar borcu var. Namazın farzını
kıldırdıktan sonra; "Haydi şimdi gidin çalışın, memleket düzlüğe çıksın!" diyorum.

* Sizden rahatsızlık duyanlar yok mu?
* Neşeli şeyler anlatıyorum diye çok tepki verdiler. Dini
preslemişler, monoton hale getirmişler. İslam dini güler yüzlü bir din ama namazı bile somurtarak kılıyoruz."

şeker Hoca devam ediyor:
"şeker Camii'ne yalınayak gelinmesini yasakladım. Ayağında mantar , egzama, başka bir hastalık olabilir. İnsanlar o ayakla basılan yere secde ediyorlar. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı'na cemaate galoş giydirelim dedim. Henüz alamadım ama 1000 tane alıp koyacağım camiye."

"Bir gün sabah namazı için camiye gelmiştim. üstünde hırka olan birini gördüm ama çok karanlıktı, tanıyamadım. "Kimisini z?" dedim, "Turgut özal'ım" dedi. O sırada Başbakandı. Korumalarını atlatıp gelmiş. Annesi Hafize Hanım'la tanıştırıp aile imamları olmamı, dini konularda onları yönlendirmemi ve yılda 5 kere hatim indirmemi istedi. "Babam için 5 kere hatim indirmiyorum, ancak bir kere yapabilirim! " dedim. "Peki öldükten sonra mezarıma 5 yıl boyunca gelip dua okur musun?" dedi. "Ya Amerika'da, Arabistan'da ölürseniz, nasıl geleyim?" dedim, onu da kabul etmedim. Ama 4 yıl boyunca özal ailesinin aile imamlığını yaptım."

"Bir zaman cami yeni yapıldığı zamanlarda 4 avize gerekiyordu. Halde çalışan birine; "Sen camiye avizeleri getir, ben senin reklamını yapayım!" dedim. Cami doluyken cemaate; "Namazın farzı kaç diye sorsam aranızda bilen olur, bilmeyen olur. Haydi ondan da vazgeçtim, abdestin farzını sorsam onu da bilen olur, bilmeyen olur..
Ama kaliteli, ucuz sebze ve meyvenin hal binası No:47 şahin Topaloğlu'nda satıldığını bilip oraya gidersiniz!" dedim. 15 gün sonra avizeleri getirdi. "Hocam, gelen giden benim dükkanı soruyor, caminin başka ihtiyacı var mı?" diye sordu."

"Bir ara dünya kupası maçı vardı. Birkaç rütbeli kişi teravih
namazını da, maçı da kaçırmak istemiyordu. "Hocam ne yapacağız?" diye sordular. "Teravihe gelin, hızlı kıldırıp sizi maça yetiştiririm!" dedim. Birkaç rekatı hızlı hızlı kıldırdım. Sonra biraz rolantiye almışım.
Maça geciktiler.
"Hocam ne yaptın? İyi gidiyordun, sonra birden yavaşladın?" dediler. "Yahu radara yakalandık! Görmediniz mi, cemaatin arasında Malatya Müftüsü vardı?" dedim..."



..:Biraz Sohpet~

~Uçağın havalanmasını beklerken adamın yanında oturan diğer yolcu, adama dönmüş ve
- Biliyor musunuz, bir yerde okumuştum eğer yolculuk esnasında yanınızdaki ile sohbet ederseniz, seyahat süresi daha kısa geliyormuş insana. Kucağındaki kitabı okumak üzere yeni açmış adam, kitabı yavaşça Kapatmış ve adama;
-Hangi konuda sohbet etmek istersiniz?
- Bilmem ki, nükleer enerji konusunda konuşmak ister misiniz?
- Olabilir,bu ilginç bir konu olabilir ancak nükleer enerji konusuna girmeden önce size başka bir soru sorayım. Bir at, bir inek ve bir keçi, üçü de ot yiyerek beslenmelerine rağmen, keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar. Sizce neden? Sohbet etmek isteyen adam, hayretle bakmış;
- Hiçbir şey aklıma gelmiyor, bilmiyorum. Kitabını okumak steyen adam;
- Hiç bir bok hakkında bilgin yoksa ne demeye nükleer enerji konusunda sohbet etmek istedin.~~~~~~~~~~~

** BİR KARİKATÜR **



Yaşlı milyonerin vasiyeti ( fıkra ) 

Amerikalı milyoner bir bayan, genç ve yakışıklı avukatı çağırır ve der ki:
- Artık yetmiş yaşına geldim ve biliyorum ki artık bu dünyada misafirim.
Bugün yarın demeye kalmaz ruhu teslim ederiz… Onun içindir ki sana
vasiyetimi yazdırmak istiyorum

Avukatı da;

- Tabi hanımefendi, diyerek hemen kağıt ve kaleme sarılır.

Kadın başlar saymaya…

- Benim bildiğin gibi hiç kimsem yok bugüne kadar hep tek başıma mücadele
ettim ve çalışmaktan ince işlere bile zamanım olmadı.. Kendimi bildim
bileli iş hayatının içindeyim.

Sadece iki dileğim olacak…

Biliyorsun servetimin tamamı 100 milyon dolar… Bana öldüğümde 99 milyon
dolar harcanarak öyle görkemli bir cenaze töreni hazırlansın ve yapılsın
ki; b ütün ülke bunu günlerce konuşsun der…

Avukat:

- Evet efendim anladım, der ve `İkinci dileğiniz ne` diye sorar.

Yaşlı ve zengin kadın biraz utanarak biraz da sıkılarak genç ve yakışıklı
avukatına,:

- Bugüne kadar hiç kimseyle beraber olmadım ve hala bakireyim, der.

- Dediğim gibi bugün yarın göçüp gideceğim bu fani dünyadan…

Bu zevki tatmadan ayrılmak istemiyorum ve benimle sevişmeyi kabul edecek
kişiye de geri kalan 1 milyon doları vereceğim der.

Avukatın gözleri açılır ve:

- Anladım efendim, diyerek kendisine bu konuda yardımcı olabileceğini
söyler.

Genç avukat akşam eve geldiğinde kara kara düşünmektedir…

Karısı bir şeyler olduğunu anlamıştır ve konuyu avukatın açmasını bekler…

En sonunda adam karısına açılır ve o günkü yaşlı milyonerle aralar ında
geçen konuşmayı anlatır…

Eşi de 1 milyon dolara bu işi yapacak birilerini bulabileceğini söyler ve
bunu problem yapmamasını söyler….

Avukat en sonunda ağzındaki baklayı çıkarır ve:

- Hayatım biliyorsun bugünlerde benim de işlerim pek yolunda gitmiyor ve 1
milyon dolar da çok iyi para hani diyorum eğer sen de kabul edersen bir
kereden bir şey olmaz… Hem ihtiyarın hayrını alırız hem de iyi bir para
kazanmış oluruz ne dersin diye sorar…

Genç kadın biraz düşündükten sonra;

- Haklısın hayatım zaten yolun sonuna gelmiş durumda hem 1 milyon dolar da
çok iyi para bence bir mahsuru yok der….

Genç avukat gelişmelerden son derece memnun ve sabahı zor eder doğru yaşlı
milyonerin yanına…

- Efendim, der.

- Eğer sizin için de bir sakıncası yoksa 1 milyon dolarlık vasiyetiniziyerine getirmek için hazırım..

Zaten milyoner bakirenin arayıp da bulamadığı bir olay…

Peki o zaman yarın sabah saat 10:00 da malikaneye gelirsin ve sevişiriz
der…

Akşam avukat son derece neşeli evine gider ve eşine milyoner bakireyi razı
ettiğini ertesi gün bu iş için saat on`da evine gideceğini söyler..

Eşi de;

- Peki o zaman yarın seni ben bırakırım tahmini yarım saat sürse ben seni
10:30 gibi yine oradan alırım, diyerek anlaşırlar…

Aynen planlandığı gibi ertesi sabah kadın avukatı malikaneye 10 da bırakır
ve gider..10:30 civarında evin önüne gelir ve beklemeye başlar… Evde hiç
kıpırtı yok..

- Neyse, der kadın 5-10 dakika uzayabilir önemli değil diye düşünür…Saat
11`e doğru artık dayanamaz ve başlar dıt dıt kornaya basmaya… evden hala
ses yok..

Birkaç dakika sonra tekrar dıt dıt… Gene çıt yok….

Artık kadın iyice sinirlenmeye başlar ve hiç aralıksız kornaya basar…..

Daaaaaattttttt !!!!! daaaatttttt. ..!!!!!!

Derken pencereden yarı çıplak genç avukat çıkar ve eşine seslenir :

- Sevgilim sen bugün git benim ne zaman geleceğim belli değil… Kadın
fikrini değiştirdi Cenazemi belediye kaldırsın diyoooor….

**FIKRA GİBİ**

::....YENİ AYAKKABI...::

Sanki gelecek ay gökten para yağacak. Hem ev sahibim de zengin biri sayılmaz ki. Kimseden borç istemeye de yüzüm kalmadı. 20 milyon da kiraya verince elde 10 kalacak, bakkal artık beklemez, 5 de ona. Kalan 5 de bir hafta yeter ya sonra?. Adam evine geldiğini farketti. İçeri girdi, sıkıntılarını olabildiğince ailesine yansıtmayan biriydi. Yüzündeki sıkıntılı ifadeyi zorla da olsa değiştirdi, güler yüzle içeri seslendi;
-
-Alo !. . . kimse yok mu? Bu yorgun ve yaşlı adamı karşılayacak kimse yok mu? Hanımı koşarak geldi, ceketini aldı;
-Kusura bakma bey, geldiğini duymadım.
-Eh elimiz boş olunca yüzümüze bakılmıyor, ne yapalım.
-Öyle deme bey.
-Şaka yaptım canım şaka yaptım, hemen darılmaaa. . . elim dolu olsa da yüzüme bakılmıyor, diyecektim !. . Onun şakalarına alışmış olan karısı bu kez ses çıkarmadı, sadece gülümsedi.
-Yorgun görünüyorsun.
-Biraz yorgunun hanım.
-Acıkmışsındır, hemen yemeğini getireyim.
-Hanım acıktım acıkmasına da, zahmet olmazsa başka bir şey rica edecem.
-Estağfurullah bey, buyur !. . .
-Ya sen de yorgunsundur ama ayaklarım çok ağrımış, bir leğene az bir su koysan, sana zahmet.
-Tabi hemen getiriyorum. Adam eşofmanını giyip oturmuştu ki, hanımı bir legen suyla girdi. Adam yorgun ayaklarını suya daldırmadan merakla sordu;
- Benim tatlı kızım nerde bakayım, saklandı mı yaramaz? Anne başını önüne eğdi,
-Ne oldu, bir şey mi var? ?Söylesene canım.
-İçerde?ağlıyor.
-Ağlıyor mu !. . . Niye?
-Ayakkabı istiyor.
-Daha önce konuşmuştuk, alamayacağımı söylemiştim. Hem ayakkabısı eski değil ki?
-Eskidiği için değil, arkadaşlarında gördüğü, yeni çıkan bir ayakkabıdan istiyor.
-Hanım biliyorsun para durumunu?
-Ben biliyorum da?
-Bir daha konuşayım bakalım, benim kızım anlayışlıdır. Çağır gelsin. Kadın kızını çağırdı, kalkmak istemeyen kızını, zor da olsa ikna ikna etti, babasının yanına getirdi. Babası yanına oturttu. Olabildiğince kırmamaya çalışarak konuştu;
-Kızım, seninle daha geçen akşam konuşmuştum. Ayakkabı alacak kadar paramız yok, hem ayağındakiler de eski değil.
-Başkası nasıl alıyor?
-Yavrum onların durumu daha iyiyse alabilirler. Bizim şimdi iyi değil. Bekle belki bir kaç ay sonra alabiliriz.
-Banane arkadaşlarım aldı, ben de alacam. Yine ağlamaya başlamıştı.
-Ne kadarmış o ayakkabı fiyatını biliyor musun?
-4 milyon.
-Kızım sana o ayakkabıyı alırsak elimizde para kalmıyor. Getir bakayım sen şimdi giydiğin ayakkabılarını. Kız hışımla getirdi, yere attı. Adam çocuğun saygısızlığını görmemezlikten geldi. Küçük çocuklar için böyle heveslerin ne derece önemli olduğunu biliyordu. Hele arkadaşlarından biri onu kıskandırdıysa, o küçük dünyasında tüm hayali o ayakkabı olmuştur, başka birşey düşünemez bile, diye aklından geçirdi. Fakat adamın da yapacak birşeyi yoktu. Çok uzun bir sessizlik oldu, adam kızını kırmadan nasıl çözüm bulacağını düşünüyordu. Hanımı ise kocasının, ayakkabıların yere atılışına sinirlendiğini düşünüp endişe ile bekliyordu. Adam umutsuzca kızına bir daha sordu;
-Kızım, bu ayakkabılar hiç de eski görünmüyor, bir kaç ay daha giysen.
-Eski işte eski, giymem. Bunlar eski !. . Adam?ın içi içini yiyordu. Bir medet arar gibi hanımına baktı. Yıllardır sıkıntı içinde yaşayan ama eve her gelişinde güler yüzünü eksiltmeyen vefakar karısı, yapacak birşeyi olmadığını göstermek için, ellerini iki yana açtı. Adam birden ayağa kalktı, giyinmeye başladı.
-Kızım madem benim, ?Ayakkabın eski değil? sözüme bakmıyorsun, giy ayakkabılarını dışarda az öne gördüğüm bir çocuğa soracağız, sen soracaksın. Eğer sorduğun çocuk, bu ayakkabılar için, eski derse veya beğenmezse söz istediğin o ayakkabıları alacağım. Ayakkabı alınmasından tamamen ümitsiz olan kız bunu duyunca heyacanlandı. Hemen hazırlandı. Baba kız el
-ele sokağa çıktılar. Hiç konuşmadan bir kaç sokak geçmişlerdi ki, babası az ilerdeki köşeyi gösterdi;
-Bak şu köşede oturan bir çocuk var, hemen hemen senin yaşlarında. Sor bakalım ayakkabıların güzel mi değil mi !. . . Kız hevesle çocuğun yanına koştu ama durdu kaldı. Çocuğun şaşkın bakışları arasında birkaç saniye orda kaldıktan sonra ağlayarak babasına doğru koştu. Soramamıştı. Babası ağlayan kızını bırakıp, köşedeki çocuğun yanına gitti. Cebindeki bozuk paraları, çocuğun önündeki mendile bırakıp döndü. Çocuk hâlâ, ağlayarak uzaklaşan kıza bakıyordu, duvara yasladığı koltuk değneklerinin arasından.

TIKLA İZLE
http://metinozkanvadisi.orgfree.com/googlevid/google5.htm
 

 
 

 
 
 

 
 
 
 


TELAFUZ
Belediyeye soför alinacakmis, hiç karadenizli almamislar. Sebebi sorulunca: Bizim otobüsler kalabalik olur , "sıkışın" diye bagirmak gerekir. Dogru söyleyebilen bir karadenizli bulamadik.

KAYIK
Balığa çıkacak olan Lazlar konuşuyorlarmış :
- Dün balık avladığımız yeri işaretledin mi?
- Evet kayığa işaret koydum
- Aptal! Ya bugün başka kayıkla balığa çıkarsak?!

İNEK ÇİFTLİĞİ
Laz bir inek çiftliği satın alır ve inekleriyle birlikte bir fotoğraf çektirerek ailesine yollar. Aile heyecanla zarfı açar. Fotoğrafı bakarlar. Fotoğrafın altında ise şu yazmaktadır :
- Okla işaretli olan benim.

İŞ İLANI
Laz gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş. İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.

BİR TANE DAHA
Laz sahilde yürürken bir şişe bulur. Merak edip mantarını çıkarınca birden içinden bir cin çıkar ve :
- Beni kurtardın. Üç dilek hakkın var.
- Cebimde param hiç bitmesin.
Cin parmağını şıklatır. Laz elini cebine atar, para doludur. Bütün parayı çıkarıp tekrar sokar, yine para doludur. Laz ikinci isteğini düşünür :
- Bir şişe rakım olsun ama hiç bitmesin
Cin parmağını şıklatır ve Laz'ın önünde bir şişe rakı belirir. Laz şişeyi açar ve yere döker ama şişeyi doğrultur doğrultmaz yine dolmuştur. Bir daha döker ve şişe yine dolar. Bunun üzerine:
- Bu şişeyi çok sevdim. Bir tane daha istiyorum.
..:Biraz Sohpet~~Uçağın havalanmasını beklerken adamın yanında oturan diğer yolcu, adama dönmüş ve
- Biliyor musunuz, bir yerde okumuştum eğer yolculuk esnasında yanınızdaki ile sohbet ederseniz, seyahat süresi daha kısa geliyormuş insana. Kucağındaki kitabı okumak üzere yeni açmış adam, kitabı yavaşça Kapatmış ve adama;
-Hangi konuda sohbet etmek istersiniz?
- Bilmem ki, nükleer enerji konusunda konuşmak ister misiniz?
- Olabilir,bu ilginç bir konu olabilir ancak nükleer enerji konusuna girmeden önce size başka bir soru sorayım. Bir at, bir inek ve bir keçi, üçü de ot yiyerek beslenmelerine rağmen, keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar. Sizce neden? Sohbet etmek isteyen adam, hayretle bakmış;
- Hiçbir şey aklıma gelmiyor, bilmiyorum. Kitabını okumak steyen adam;
- Hiç bir bok hakkında bilgin yoksa ne demeye nükleer enerji konusunda sohbet etmek istedin.~~~~~~~~~~~

 Doktor Ne Dedi

Adam, karısı ile birlikte doktora muayene olmaya gider.Muayene bittikten sonra adam giyinirken, doktor muayene odasından çıkarak kadının yanına gelir ve kadına;
?-Kocanızın ölmemesini istiyorsanız şunları uygulayacaksınız;
1- Sabahları güler yüzle güzel bir kahvaltı hazırlayın ve işe mutlu gitmesini sağlayın.
2- Öğlen eve geldiğinde güler yüzle karşılayın ve güzel bir öğle yemeği ile takdir edildiğini hissettirin.Böylece günün geri kalan kısmını da iyi geçirmesine yardım edin.
3- Akşamları eve geldiğinde hafif ama özellikle sevdiği güzel yemekler hazırlayın.
4- Haftada en az üç kere, eğer isterse daha fazla birlikte olun.Ve tamamen tatmin olduğundan emin olun.? diyerek devam eder ;
?-Eğer bu dediklerimi eksiksiz uygularsanız kocanızın sağlık yönünden hiçbir problemi olmayacak."
Eve geldiklerinde adam karısına sorar;
"- Ne dedi doktor sana?"
Kadın ters ters bakarak cevap verir;
"- ... ölecekmişsin.." 

Para şarap sex

 

 

fransız yahudi ve türk belli bir yaşamdan sonra ölürler ve huzura gelirler.Ancak yaşama doyamadıkları için bir daha dünyaya inmeyi talep ederler.görevli melekler fransıza şarap,türke sex ve yahudiye ise para düşünmemesini yoksa derhal gökyüzüne çekilecekleri tembih edilmiş ve dünyaya bir daha gönderilmişler.Yolda giderken bağların önünde fransız hemen derki ne güzel şarap olur der ve hemen kaybolur.Az sonra yahudi yürürken yerde bir para görür yere eğilir ,parayı alıp almmayı düşünürken arkasına bakarki Türk gökyüzünde.

 

EvEt Mi HaYıRmI

 

Temel'in abisi çok çapkınmış, her gün bir kızı babasının arabası ile dağa götürürmüş. Temel ise dağda ne yaptıklarını hep merak edermiş.

Bir gün temel arabanın bagajına binip onlarla beraber dağa çıkmışlar. Araba durunca Temel bagajdan inip abisi ile kızı izlemeye başlamış.

Abisi kızın omzuna elini uzatmış:
- "Evet mi? hayır mı?"
demiş. Kız kızgın bir şekilde:
- "Hayır"
demiş. Abisi:
- "İn aşağıya yayan gel"
demiş. Temel bir şey anlamamış ertesi gün yine arabanın bagajına binmiş.

Olay yine aynı abisi kıza evetmi hayır mı diye soruyor kız yine hayır diyor. Abisi
- "İn aşağıya yayan gel"
diyor.

Temel bunun üzerine:
- "Çapkınlık herhalde böyle birşey"
deyip eve gider ve merdivenin altından üç tekerlekli bisikletini çıkarır mahalleden bir kız çocuğunuda arkasına bindirir ıkına mıkına dağın tepesine gelirler.

Temel soluk soluğa elini kızın omzuna koyar ve sorar:
- "Evet mi hayır mı?"
Kızda ne bilsin garibim
- "Evet"
der. Temel bir müddet düşünür ve cevabını verir:
- "İyi sen bisikleti al ben yayan geliyorum.


Nasreddin Hoca - şakadan hiç hoşlanmam

Nasrettin hoca pazarda dalgın dalgın yürüyormuş. Etrafındaki esnafları seyrediyorken ensesine bir tokat geliyor. Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş.

Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam. Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
Bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam: - Ben vurdum lan ne olacak demiş.
Hoca: - şakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş
Adam: - Ciddi vurdum napacan?!
Hoca: - Aman aman, öyle olsun... çünkü şakadan hiç hoşlanmam da ...


 

İncitmeyecek Kadar Uzak, Üşümeyecek Kadar Yakın Olmak.......

 

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler.

Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.

Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.

Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış.

Tartışa tartışa, nihayet geceolunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakındurarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.

Böylece kirpiler birbirlerininvücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünüönleyerek donmaktan kurtulacaklarmış .

İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.

Ama başka bir problem çıkmış ortaya.

Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.

Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş.

Ne var ki, her gece kâh uzaklaşakâh yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığındanyararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzakdurmayı öğrenmişler.

KISACA ;

Bizim de uzun dikenlerimiz var.

Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.

Bazen faydalı, bazen de zararlı.

Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.

Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.

Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenenlerden olabilmek dileğiyle.. 



Web de elden ele dolaşan en çok tıklanan resimler








Çoban ve fransız ( fıkra )

Çoban su kenarında koyunları otlatırken, bir ağacın altında bikini ile
güneşlenen Fransız bir turist kadın görmüş.

Adam zaten uzun zamandir dagda, dayanamamis kadina tecavuz etmis. Ama
ne tecavuz, defalarca

Fransiz turist solugu Jandarma’da almis. Jandarma, cobani yakalamis.
Getirmisler karakola ifadesini aliyorlamis.

Fransiz turist demis ki:

- Boyle bir erkek! Ben asla gormedim, sikayetci degilim ama benimle
birlikte Fransa’ya gelirse…

Adam demis:

- Ben nasil gelirim? Koyunlar var, coluk cocuk var, gelemem.

Kadin israr ediyormus:

- Gelmezsen hapse atacaklar.

Adam sonunda demis ki:

- Benim bir kardesim var, o bekar, onu alip gotur.

Fransiz turist sormus:

- O da senin gibi mi? Yani guclu kuvvetli bir erkek mi?

Coban:

- Valla bilmiyorum ama 2 sene evvel bir ayiya tecavuz etmisti, ayi 2
senedir hala eve bal getirir…

 

AŞIKSAN VUR SAZA ŞOFÖRSEN BAS GAZA

SEVENE CAN FEDA, SEVMEYENE ELVEDA

SEN BATAN BİR GÜNEŞ, BEN YOLLARDA ÇİLEKEŞ

ŞOFÖRÜN BAHTI KARA ,MUAVİNİN GÖNLÜ YARA

GAZ FREN ŞANZIMAN HALİM DUMAN

SEV BENİ SEVEYİM SENİ

AŞK BİR OTOBÜSTÜR BİNMESİNİ BİLMELİ, SON DURAĞA GELMEDEN İNMESİNİ BİLMELİ


ülkemizin geldiği nokta‏
Kadı' nın biri, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.
Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek
var. Kadı, fırıncıya *'Ben bunu aldım'* demiş.

Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.












 

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: *'Hani bizim ördek?'*
Fırıncı boynunu büküp *'Uçtu'* deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında
fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup
kaçmaya başlamış... Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile
bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da
fırıncının peşine düşmüş.
Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp
peşlerine takılmış...
Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak kadının
karşısına çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş... Ördeğin sahibi, *'Bu adam ördeğimi hiç etti'*diye
şikáyet etmiş.
Kadı, fırıncıya sormuş: *'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'*
Fırıncı *'Uçtu'* demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış:
*
'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde
ördeğin uçması suç değil' *diyerek fırıncının beraatine karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş... Onun şikáyetine de kara kaplı
defterden bir madde bulmuş: *'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o
müslimin tek gözü çıkarıla...'*
Davacı 'Ne olacak?' diye sorunca kadı, *'Şimdi'* demiş, *'Fırıncı senin öbür
gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.'*
Tabii gayrimüslim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat
etmiş.
Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da kadı,* 'Tamam'* demiş, *'Karını
vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.'*
Böyle olunca fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye: *'Senin
şikáyetin ne?'
*
Yahudi ellerini açmış,* 'Ne diyeyim kadı efendi' *demiş, *'Adaletinle bin
yaşa sen e mi?'*
*
Kıssadan hisse:* Ananı öpen kadı ise kime şikáyet edeceksin? Bugün ülkedeki
durum bu! 

 

Kariyi da çalmislar

Sarhosun biri üst bas daginik bir halde karakola gelir, araba anahtarini göstererek komisere söyle der:
-"Komiserim su elimde gördügünüz anahtar var ya, onun üstünde az önce benim arabam vardi, simdi yok. Arabami çalmislar..."
Komiser sarhosa söyle bir bakar,
-"Sen önce kendine bir çeki düzen ver bakiyim su haline bak. Devletin komiseri önünde böyle fermuari açik durmaya utanmiyor musun?"
Sarhos pantolonunun önünde açik fermuara bakar, bakar ve söyle der:
-"Aha, kariyi da çalmislar..."

 

kıssadan hisse‏

Arkan Sağlam mı? *"Denizli'de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup
üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli horozunun sabahın
erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuşlar... *
*Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca
ötüyormuş...
Tabii ekipte ne uyku ne de huzur bırakmıyormuş.. .*
*Sonunda sabırlar tükenmiş...
Susturmak için başlamışlar horozu kovalamaya.. . Horoz önde.. Gençler
peşinde...
Mahalle arasına dalmışlar... Kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen
yaşlı dede, seslenmiş: *
*- Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye ürkütüyorsunuz? .. *
*- Dede, sabahın köründe ötmeye başlıyor, kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden
başını keseceğiz!.. *
*- Yazıktır evladım yapmayın!.. demiş ihtiyar, bırakın, ben onun sesini
keserim, bir daha da rahatsız etmez sizi...*
*Gençler bunun üzerine kovalamayı bırakmışlar. *
*Ertesi sabah, hafif "gak - guk" sesleri dışında horozdan kayda değer hiçbir
ses çıkmadığını görünce de şaşırıp dedeye koşmuşlar: *
*- Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?.. *
*İhtiyar gülmüş:
- Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, gerisi
tutmuyor ki kuvvet alsın... Ancak "gak - guk" edebiliyor.. .*
*Kıssadan hisse:*
*Arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin.*
*Arkan bir gevşemeye görsün, ancak "gak-guk" edersin...* 


Bu resimler hem güldürüyor hem şaşırtıyor hemde düşündürüyor

 

 

Üzüm üzüme baka baka kararabilir, ama körle yatanın şaşı kalktığı görülmemiştir.

Her türlü iyi niyet itina ile suiistimal edilir

Turiste güler yüz gösterin ki, aldatıldığını anlamasın

Gerçekçi ol imkânsızı iste

Temiz hava garip kokar

Ağlama sevgilim ıslanıyorum

Türk öğün, çalış, babana bile güvenme

Yazılıdan sıfır aldım ama önemli olan katılmaktı.

Ayrılık içimde bir kor, her gün sobayı tutuşturuyorum.

Nefes alamıyorum. Atmosferi açın

İçmek, problemlerini çözmese de sana bir sürü yeni ve ilginç problem yaratır

Bitkisel hayata girdim. Maksat yeşillik olsun

Kadında önemli olan ruh güzelliğidir. İyi bir ruhun sahip olması gereken

vücut ölçüleri ise 90-60-90 olmalıdır.

Acayip patlama yaptı. Parçalarını topluyorlar!

Mouse’umun topu tutulmuş Windows’u açık birakip ta mi yatmış naapmissa

Asansör bozuktur. En yakin asansör karşı apartmandadır

Abi beni niye anlamiyon. Sende idrak yolları enfeksiyonu mu var?

Modemim kontrolden çıktı herkese küfürlü mesajlar yolluyor.

Kimi dertten içer, kimi neşeden, ben şişeden içiyorum.

Bakarak öğrenilseydi, bütün kediler kasap olurdu.

Adam çekmiş karısı Alman.

Bakarsan bağ olur
 bakmazsan göremezsin

Tatilde görmeye gittim. 
Gerçektende göremedim

Büyük jetona para vermeyin.
 Küçükten alıp büyütün

Düşman menzildeyse siz 
de onun menzilindesinizdir

Aptallarla tartışmayın. 
Çünkü onlara malum olur.

Kaptan pilotunuz konuşuyor: Çıkarın beni bu kaptan.

Ayda 200 milyon kazanmak ister misiniz?. O zaman aya gidin.

Bebeğinizin altına yapmasını istemiyorsanız, çevirin üstüne yapsın.

Süpermen de uçuyor ama kimse ona kuş beyinli muamelesi yapmıyor.

Köpeğiniz çok büyükmüş. Cinsi nedir bunun? Aslan

Ayakkabının kalleşi ayağı arkadan vurur.

Eskiden nur topu gibi bir delikanlıydı, şimdi nuru gitti topu kaldı

Adamın biri topalmış, karısı da oynamış.


Temel ve sevgilsi 

Karadeniz’de bir kadının çok sevgilisi varmış. 
Temel de bizim çapkın hatunun ağına duşmuş.

Tam ise koyuluyorlar bir sure geçiyor
, kapı çalıyor, kadın ‘eyvah kocam deyip

Temeli bir torbaya sokuyor…
 Hatun kişi kapıyı açıyor. Başka bir sevgilisi.

İkinciyi içeri alıyor. Bir kapı sesi daha…

Kadın yine ‘eyvah kocam’ 
diyor, onu da bir torbaya atıyor…

Açıyor kapıyı başka bir sevgilisi… 
Onu da içeri alıyor, bir sure sonra gene kapı.

Yine oda torbaya. Kadın tam kapıyı 
açıyor cidden kocası karşısında…

Herif bir bakıyor evde kocaman üç 
torba bunlar ne?’ diye soruyor…

Karisi: Pazardan alışveriş 
yaptım hayatim! diyor.

Adam gidiyor birinci 
torbaya bir tekme sallıyor.

Torbadan ‘gitgidak’ sesi geliyor… İkinciye
 koyuyor tekmeyi ‘meeee ‘ sesi geliyor…

Üçüncüye bir tekme atıyor. Ses yok… 
Bir tekme daha gene ses yok…

Sert bir üçüncü tekme daha. 
Torbadan Temel’in sesi geliyor.

Ula hayvanogli hayvan, ne tekme atıp duraysun, 
ses gelmiysa ya sogandur, ya patatesı

Temel ya bu ne her şey beklenir >>
 temel ve dursun kumsalda

Temel ve Dursun, kumsalda gezerken,
 bir de bakmışlar önlerinde
Alaeddin’in Sihirli Lambası duruyor.. 
Almışlar ellerine lambayı söyle bir
dokunup okşamışlar. Fiiiiiiisssssssss… 
Cin dışarıda. Cin, bir Temel’e
bakmış, bir Dursun’a. İki laz..
 Sonra dile gelmis:
- Kusura bakmayın ben sizinle
 uğraşamam.. Alin size üçer yumurta,
her kirdiginiz yumurta icin 
bir dilek tutun. İstekleriniz yerine
gelsin…Cin uçup gitmiş lambasına, 
Temel ile Dursun ellerinde yumurtalarla
ayrilmislar
kumsaldan. Aradan yillar gecmis.
 Bu olaydan cok zaman sonra iki eski dost
karsılaşmışlar. bir gün. Temel, Dursun’a sormuş:
- Ula Tursin, ne ettun yimirtalari?
- Valla, demis Temel, ilkini kirdim, 
cok para istedum, hic bitmeyen bir
param var..
- Eeee! Ikincisu…
- Onu da kirdim, cok guzel bir
 hatun istedum. Simdi dunyalar guzeli bir
karim var..
- Ya ucuncusunu neettun?
- Onu da kirdum, saglik istedum..
 Hic hastalanmadan yasayip cideyrum.. Peki
sen ne ettun yimirtalari?
Temel huzunle basini sallamis,
- Sorma sorma demis, senden 
ayrildim eve celdum, tam esikten gireyiken
ayagum takildi, yumurtanin biri yere dusti kirildi…
 Ben de, ‘hassittir be’
dedum.. Demez olaydum,evin ici ‘çük’ doldi..
- Eeee! Sonra? demis Dursun,
- Bir ev dolusu çükle ne yapayim, 
dedim, kirdim ikincuyu, butun çük’leri
geri goturmesini istedum.
- Yaaa! Peki sonunciyi ne ettun?
- Ne edecegum? Kirdim sonuncuyu da,
 hacan benimkini geri getir, dedum da…

Temel fıkraları >> TEMEL VE ELİZABETH >
 temel ile dursun > temelin uykusu

Temel ile dursun 

 Dursun:

“yahu Temel on yıldır posta
 memurusun…on yıldır Allah’ın her 
günü mektup damgalarsın…
ne sıkıcı iş bu…bıkmadın mı daha?”

temel:

“neden bıkayım…her gün tarih değişiyor…”

 

Temel ve elizabeth 

Temel Istanbul a gelmis,
 yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir
 top atislari duyulmaktaymis. Merak edip sormus. Hemserim 
bu top atislari neyin nesi? diye. Kraliçe Elizabeth in
 gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi 
anlatilmis. Aradan yarim saatgeçmis 
ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine sormus
 bir baskasina Bu top atislari neden? diye. Ayni cevabi
 alinca söylenmis: Ulan, yarim saattir 
bir kariyi vuramadilar, be! :)

Temelin uykusu 

Sabah kahvaltısında Fadime Temel’e anlatıyordu:

“Geceki gök gürültüsünü duymadın mı?”

Temel:

“Hayır duymadım…”

Fadime hayretle:

“Nasıl duymazsın?Bir şimşekler çaktı,bir 
gökler gürledi kiii …Aman Yarabbi…”

Temel öfkelendi:

“Niye beni uyandırmadın?Benim şimşek
 çakarken uyuyamadığımı bilmez misin?”

Temelin karısı ( fıkra )

Temelin çok guzel bir karisi varmis.

Temel sinirli bir þekilde cevap vermis.
-Ula kariyi bosayayim de diðerleri gibi siraya mi geçeyim?

Koydeki butun erkekler karisini gorunce ic cekerlermis.

Bir süre sonra kadin koydeki erkeklerle beraber olmaya baslamis.

Evin onunde uzun kuyruklar olusmus.

Bunu goren Temelin arkadasi Dursun dayanamamis

Temele: -Ula Temel karinin neler yaptigini görmüyor musun?

Bu kadini neden boþamiyorsun.?

Bilirsen 50 dolar alacaksın bilemezsen 5 dolar vereceksin ( fıkra ) & azrail ve temel

New York`tan Los Angeles`e giden uçakta cingöz bir avukat ile sarışın bir hanım yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlaşmak hem de hoşca vakit geçirmek için bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu anlatıyor:
-Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim.
Ve ilk soruyu soruyor:
-Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?
Kadın tek söz söylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış.
Soru sorma sırası sarışına gelmiş:

-Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla asağı inen şey nedir?
Adam dakikalarca düşünmüş. Yanıtı bulamamış… Cuzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadın parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş:
-Cevap ne?
Kadın tek kelime etmeden çantasını açmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış…
Azrail ve temel

—————————————

Azrail temel’in yanına gelir ve
“kardeş vaktin tamam hadi gidelim” der.

 

 

Temel de uyanık ya yalvarır “bana 5 yıl
Süre ver ondan sonra gel al canımı”
Azrail “tamam” der. temel de kendi kendine
“pilot olursam beni havada yakalayamaz” derken
5 yıl sonunda azrail pilot temelin yanına
Gelir ve “vakit doldu gidelim” der

Temelde “şimdi canımı alsan arkada 300 yolcu
Var onlar ne olacak?” der
Azrail : oğlum hepinizi bir araya getirene
Kadar anam ağladı zaten

 

ECEL KORKUSU

Hoca, Padişah’ın askerlerinin yanından geçerken askerlerin nişancı komutanı tarafından çağrılır.
- Hocam şu ağaca yaslanın da askerlerimin hünerlerini size gösteriyim der.
Askerlere emir verir;
- Rahat, Hazır ol, Ateş…
Kelimesi ile hocanın kavuğuna tam 10 ok gelmiş kavuk delik deşik olmuştur.
Komutan;
- Hocam askerlere söyleyeyim de size yeni bir kavuk getirsinler.
- Komutanım söyleyin bir adet de şalvar alsınlar.
- Hocam biz sizin şalvarınıza bir şey yapmadık ki, ne oldu hayırdır.
- Onun da kavuk gibi giyilecek hali kalmadı.

DEVEKUŞU AVI

Temel Avustralya’ya devekuşu avlamaya çıkıyor. Malzemelerin hazırlayıp maceraya atılıyor. Bir virajı dönünce bakıyor 15, 20 tane devekuşu. Hemen arabayı durduruyor silahını doğrultuyor. Devekuşları silahı görünce ürkerek kafalarını kuma gömüyorlar. Yani kendi akıllarınca saklanıyorlar. Temel etrafa bakıyor ve kendi kendine sinirli sinirli soruyor;
- Ulan nereye gitti bu hayvanlar?

DÜNYANI EN AKILLI ADAMI

Bir keşiş dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar geziyormuş. Nasreddin hocanın köyüne gelmiş ve köylülere sormuş.
- Sizin köyün en akıllı adamı kim?
Köylülerde;
- Nasreddin hoca demiş.
Bunun üzerine keşiş köy meydanında hoca ile buluşup görüşmeye başlamış ve eline bir çomak almış yere bir daire çizmiş, Nasreddin hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye bölmüş, keşiş bir doğru daha çizerek daireyi dörde bölmüş, hoca da dörde bölmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş, keşiş elleriyle aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış, hocada yukarıdan aşağıya yapmış ve keşiş büyük bir hayranlıkla hocayı tebrik etmiş.
Olup bitenden bir şey anlamayan halk keşiş’e ne olduğunu sormuş.
Keşiş de;
- Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı adamı, yere dünya çizdim o ortadan ekvator geçer dedi, ben dünyayı dörde böldüm o da dört de üçü sudur dedi, ben yerden buharlaşma sonucunda ne olur dedim o da yağmur yağar dedi.
Bu sefer hocaya neler olduğunu sorar halk.
Hoca da;
- Bu adam oburun biri, yere bir tepsi baklava çizdi ben de yarısı benim dedim, daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman dört de üçü benim dedim, o da tepsi altından ateşi hafif hafif almalı dedi ben de üstüne fındık fıstık ekerlersek daha iyi olur dedim.

MÜDÜR

Temel sinemanın birinde müdür olmuş.
Bir seyirci gelmiş ve Temel’e sormuş;
- Sigara içebilir miyim?
- Hayır.
- Ama herkes içiyor.
- Onlar sormadılar ki.

BALIK BAŞI ZEKA AÇAR

Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek birşeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir.
Bunun üzerine Hoca;
- Ben balığın sadece başını yiyeceğim der.
Hancı bunun nedenini sorar. Hoca;
- Balık başı zekayı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur.
Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca;
- Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum.
Hocada itiraz etmez. Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca’ya seslenir;
- Sen koca gövdeyi yedin, karnını doyurdun, ben sadece kafayı yedim aç kaldım.
Hoca da bunun üzerine şunu der;
- Bak nasıl akıllandın!

NEZLEYİMDE

Padişah, Akşehir’de karargah kurulunca şehir halkı adına Nasrettin Hoca ile eşraftan iki zat hatır sormaya giderler.
Kahveler içilip sohbet edildikten sonra, Padişah;
- Karargahımı nasıl buldunuz?
Beylerden biri cevap vermiş;
- Çok güzel ama fena bir koku var!
Padişah fena halde kızmış, muhafızlara;
- Alın şu adamı, boynunu vurun. Demiş ve öteki beye dönmüş;
- Koku var mı?
Adam korkusundan;
- Ne münasebet efendimiz, misk-ü amber kokuyor.
Deyince Timur gene kızmış;
- Neresi misk kokuyor dalkavuk herif! Alın şununda boynunu vurun!
Sonra aynı soruyu Hoca’ya sormuş.
Hoca bakmış pabuç pahalı;
- Vallahi hükümdarım ne diyeyim, nezleyim burnum koku almıyor.

PADİŞAHIN HEDİYESİ

Padişah, Nasrettin Hocanın köyüne uğrar. Köylü,padişahı layıkıyla ağırlar. Padişah da giderken bu konukseverliğe karşılık;
- Köyünüze bir Fil hediyem olsun. Der ve gider.
Fil zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder. Köylü ne yapsın, çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.
Nasrettin Hocaya giderler.
- Hocam perişan olduk bizi kurtar, biz bu file bişey yapsak, padişah kellemizi alır. Bize bir yol göster. Derler
Hoca;
- Benimle gelin padişaha durumu arz edeyim.
Der ve köylüyü arkasına alır huzura çıkar.
Padişah;
- Hoca niye geldin, fil’im nasıl diye sorar.
Hoca, “Padişahım bu fil’iniz” derken bi bakar, korkudan herkez kaçmış arkasında kimse kalmamış.
- Eeee der. padişah.
Hoca;
- Padişahım hediyeniz olan fil den çok memnun kaldık. Yalnız kalıyor bi tane daha istiyoruz.

CAMCI BEA

Kadının evinde cam kırılmıştı. Camcıyı aradı ve sipariş verdi. Yarım saat sonra zil çaldı. Kadın megafondan seslendi.
- Kim o?
- Camcı bea..
Kadın kapıyı açtı ve camın takılacağı yeri gösterdi.
Beş dakika sonra yine zil çaldı.
- Kim o?
- Camcı bea..
- Yanlışlık var galiba. Az önce bir camcı gelmişti.
- Düştük bea..

PİYANİST

Piyanist büyük konser için Viyana’dadır. Çok güzel bir konser sonrası soyunma odasına giderken yolda bir adam çiçeklerle yanına gelir.
- Bravo hemşerim. Karadeniz seninle gurur duyuyor.
Piyanist bunun üzerine çok şaşırır ve sorar;
- Sen nereden bildin benim Karadenizli olduğumu?
- Valla genelde piyanonun başına oturan piyanist, taburesini piyanoya doğru çeker. Sen piyanoyu kendine doğru çekince anladım.

KAYSERİLİ VE TERZİ

Kayseriliye babası hayat dersi verirmiş. Ve sürekli olarak; - Oğlum senden ne kadar isterlerse istesinler yarısından fazla verme. Dermiş
Karserili birgün terziye takım elbise diktirmiş.
Kayserili sormuş;
- Borcum nedir?
Terzi cevap vermiş;
- 6 milyon
Kayserili;
- Mümkün değil 3 milyon demiş.
Terzi;
- Kurtarmaz 4 milyon demiş.
Kayserili;
- Mümkün değil 2 milyondan fazla vermem demiş.
Terzi;
- Lanet olsun tamam demiş.
Bu sefer Kayserili;
- 1 milyondan fazla vermem demiş.
Terzi sinirlenmiş;
- Para falan istemiyorum al elbiseni defol demiş.
Kayserili;
- Bir takım elbise daha dikmezsen şuradan şuraya gitmem demiş.

 

 

En sinir hazır cevaplar

Mansiyon

Hava Yollarında yemek servisi zamanı. Hostes en öndeki adama kibarca
gülümseyerek sordu:
- Yemek ister misiniz efendim?
Kendini lokantada zanneden yolcu servis masasına baktı:
- Seçeneklerim neler?
Hostes yine kibarca gülümseyerek seçenekleri sundu:
- Evet veya hayır.

***
3 üncü

Bir alışveriş merkezindeyiz. Yaşlı bir hanım tavuk reyonunda bir türlü
istediği kadar büyük bir tavuk bulamayınca, onu izleyen reyon görevlisine
söylendi:
- Bu tavukların daha büyük olmaları mümkün değil mi?
Görevli tonton teyzeye takılmadan edemedi:
- Mümkün değil teyze, onlar ölü.

***

2 nci

Kamyon sürücüsü ‘dikkat, alçak köprü’ ikaz levhasını fark ettiğinde iş işten
çoktan geçmişti. Olanca hızıyla üst köprüye bindirdi ve orada sıkıştı kaldı.
Arkasında kilometrelerce araç kuyruğu oluştuktan sonra trafik/kurtarma ekibi
nihayet geldi. Kurtarıcı işine başlarken polis de gözleri sıkışmış kamyonda,
sürücüye yaklaşarak söze girmiş olmak için sordu:
- Köprüye sıkıştınız, he?
Sürücü canı burnunda homurdandı:
- Yo, köprü taşıyordum, mazotum bitti.

***

1 inci

Trafik kuralı ihlali yapan kimsenin çıkmadığı uzun bir nöbetin sonunda polis
nihayet aşırı hız yapan bir aracı durdurdu. Sürücü camı açtı. Ruhsat ve
ehliyetini uzattı. Polis ceza makbuzunu cebinden çıkarırken keyifle
gülümsedi.
- Sizi bütün gün bekledim.
Sürücü nasıl olsa cezamı öyle ya da böyle çekeceğim rahatlığıyla, iç çekerek
cevap verdi.
- Anlıyorum memur bey. Elimden geldiği kadar hızlı gelmeye çalıştım ben de.
Polis, dakikalar süren gülmesi kesilmeyince adama eliyle git, git işareti
yaptı ve adam cezadan kurtuldu.

 

 

Kestiririz be ağam

 
Köyün ağasının oğlu komşu köyün ağasının kızına sevdalanır.
Oğlanın babası, amcaları toparlanıp komşu ağanın kızını istemeye giderler.
Karşılama faslından sonra pazarlık başlar. Kızın babası aç gözlü olduğu gibi
kızı vermeye'de pek niyeti yoktur. işi yokuşa sürmeye başlar..
- ''5 inek, 1 boğa isterim''. karşı taraf kızı almaya kararlıdır.
- ''Veririz ağam''.
- ''100 baş koyun isterim''.
- ''Veririz ağam''.
- ''Dere boyundaki 5 tarlanızdan birini isterim''.
- ''Veririz ağam''.
Kızın babası iyice bastırır;
- ''6 metre altın kordon isterim''.
Oğlan tarafı birbirine bakar;
- ''Onu da veririz ağam''.
Kızın babası kendince son darbeyi vurur;
- ''Damatta 30 santimlik alet isterim'' deyince oğlanın babası, amcaları
yerlerinde şöyle bir kımıldanıp birbirlerine bakıp kaş göz ederler. Oglanın
babası derin bir nefes alıp cevabı yapıştırır;
- ''kestiririz be ağam''...
 
Sobadaki hikmet 
 
Newyork da ikiz kuleler yıkılmadan önce bi adamla bi kadın kulelerin tepesinde akşam yemeği yiyorlarmış. Romantik bi yer, ortam süper, newyork acaip güzel, kemancılar,yemek...herşey süper... kadın mest...başlamışlar muhabbete..adam konuştukça kadın hayran,adam konuştukça kadın hayran..adam en sonunda mevzuyu yatağa getirmiş:)),,-Yatalım mı?? demiş..Kadın, birden ayağa kalkmış;-Lanet olsun size, bütün erkekler aynısınız..aklınız fikriniz yatakta..deyip kendini camdan aşağıya atmış..
65. katta bi ingiliz camı açmış hava alıyor..bi bakmış ki kadın düşüyor..kadını belinden yakalamış..;-Napıyosun?? demiş..Kadın ağlamaklı;-Yaşamak istemiyorum.. demiş..İngiliz;-Olur mu hiç, hayat güzel, bak, seninle londra ya gideriz..Kadın;-eee sonra? demiş..İngiliz;-orda benim şatom war- eeee sonra??-Atlara bin eriz,av partilerine katılırız..-eee, sonra? demiş kadın.İngiliz;-en güzel viskileri içeriz-eee, sonra??  demiş kadın..-Şöminemizin karşısına geçeriz..-eee, sonra??- sonra da yatarız .. demiş ingiliz..Kadın yeniden ağlamaya başlamış;-Allah kahretsin, bütün erkekler aynısınız,lanet olsun, aklınız fikriniz yatakta.. demiş ve atmış kendini camdan aşağı:))
45. katta bi fransız balkonda hava alıyor.. bi bakmış kadının biri düşüyor, hemen kadını belinden yakalamış;-Napıyosun? demiş..Kadın ağlamaklı;-nefret ediyorum,yaşamak istemiyorum,hayat çok kötü.. demiş..Fransız;-olur mu..hayat çok güzel..seninle paris e gideriz..-eee, sonra??demiş kadın..-kafelerde otururuz..-ee, sonra?? demiş kadın..-şanzelizede otururuz..-ee, sonra?? demiş kadın..-en güzel yemekleri yeriz..en güzel şarapları içeriz..-eee, sonra??-sonra, -ordan benim çiftliğime geçeriz..-eee,sonra??-yıllanmış bi şarap açarız..-eee,sonra??-şarabımızı içeriz..-ee, sonra??-sonra da yatarız..   demiş fransız..:))kadın yine ağlamaya başlamış;-lanet olsun size..bütün erkekler aynısınız,aklınız fikriniz yatakta.. deyip kendini tekrar camdan aşağıya atmış...
18.katta Temel balkonda hava alıyor:))...bi bakmış kadının biri düşüyor..yakalamış belinden hemen;- ne ediysun?? demiş..kadın ağlamaklı;-yaşamak istemiyorum.. demiş..temel;-olur mu, hayat çok güzel daa.. demiş..-seninle rize ye gideriz..-ee, sonra??-ee, çay toplaruk..-ee, sonra??-yaylaya çıkaruk..-ee, sonra??-ee, horon teperuk..-ee,sonra??-baktuk sıkılduk,deniz kenarına ineruk..-ee,sonra??-denize açıluruk..-ee,sonra??-ee, hamsi tutaruk..--ee, sonra??-hamsi tava yeruk..-ee,sonra??-hamsi buğlama yeruk..-ee,sonra?-hamsikoli yeruk..-ee,sonra??-hamsili pilav yeruk..-ee,sonra?-hamsi çorbası içeruk..-ee,sonra??-hamsi reçelu yeruk..-ee,sonra??-hamsili ekmek yeruk...-ee,sonra??-hamsi çorbası içeruk..- eeee, demiş, yani yatmıycak mıyız?? demiş kadın...Temel kadına bakmış;-Orospu..demiş, atmış onu aşağıya:))


Temel birgün keçinin boynuna tasma takmis gezdiriyormus. Arkadasi Dursun
              yolda onu görüp :
              - Ula Temel Napiysin ?...
              - Ula cörmiymisin Çöpegimi cezdurayrum Dursun kardesim...
              - Ula Te! mel bunu n boynuzlari var....
              - Valla ben onin özel hayatina karismayrum
..............................................................
 
Temel uzak doguya gider. 250$ verip bakinca insanlari çiplak gösteren
              gözlüklerden alir. Takar bakar çiplak, çikarir bakar giyinik. Çok hosuna gider.
              Ikide bir takip, çikarir.
              Eve gözünde gözlük gider, bakar Fadime ve sütçü çiplak. Gözlügüçikarir bakar
              çiplak. Takar bakar yine çiplak. Müthis cani sıkılır ve Fadimeye der ki :
              - Ula Fadime 250$ verdim gözlük aldim ama hemen bozuldu!..
 
 
..................................
 
  Temel Istanbul da bir is yeri açar ve isler tikirinda gidince altina hemen
              Mercedes marka bir araba çeker. O günlerde Trabzon dan annesi arar ve :
              - Temel oglum, baban öldi. Hemen cel.
              Temel arabaya atlar ve hemen yola koyulur. 6 saatte trabzona varir.
              Neyse, babasinin cenazesini kaldirirlar, aksam annesinden izin ister ve isleri
              yüzünden hemen Istanbul a dönmesi gerektigini söyler. Annesi onayladiktan
              sonra Istanbul a telefon açip yaninda çalisanlara :
              - Usaklarim, benceliyoryum beni karsulayun.
              Usaklar bekler Temel gelmez. 1 gün geçer, Temel yok. 2 gün geçer Temel,
              yok. 3 gün geçer Temel yok. 4 gün sonunda Temel gelir. Hemen sorarlar
              - Patron 6 saatte gittin, 4 günde döndün. Çok merak ettik seni.
              Temel bunun üzerine usaklaruna döner ve der ki :
              - Ula usaklarum bu Almanlari anlamiyorum... Arabaya 5 tane ileri fites
              koymuslar, sanki isin geri dönüsü yok gibi geri fitesten sadece 1 tanecik
              koymuslar. O sebepten geç celdum.
............................................................................
 
  Temel hayvanat bahçesinde gezerken açik buldugu bir kafesten içeri dalmis.
              Görevliler panik içerinde arkasindan bagirmislar :
              - Hoop, dur ne yapiyorsun, orasi aslanin kafesi !..
              Temel geri dönmüs, görevlilere söyle bir bakip,
              - Sankim aslaninizi yeduk... 

 

 

 

> Yine birgun adamin birisi gelmis masaya oturmus, masanin uzerinde duran

> catali alip burnuna goturerek koklamis;

> - Vaayyy, demis. Demek gunun menusu enginarli rosto haaa, getirin

> Severim rostoyu.

> Restaurantta ki herkes bu olayi gormus ve sozleri duymus.

> Biraz sonra servis baslamis,hakikaten gunun menusu, enginarli rosto.

> Garsonlar sasimislar ama tesaduf olduguna karar vermisler.

> Ertesi gun oglende yine ayni adam yine gelip oturuyor, catali alip

> Kokluyor yine biliyor;

> -Bugunku gunun menusu mantarli borek haaa, getirin bakalim.

> Garsonlar bakmislar bu is tesaduf
> degil.

> Adam resmen catali koklayarak menuyu biliyor.

> Restaurantin imaji sarsilmaya baslamis.

> Telasla durumu patrona anlatmislar.

> Patron;

> Sakin olun. demis

> Eline bir catal alip oradaki bulasikci kizlardan birine uzatmis;
> - Anita al kizim su catali orana suruver demis.
> Anita soyleneni yapmis.
> Patron bu defa catali garsonlara vermis;
> - Bunu koyun o adamin masasina bilsin bu defa da gorelim bakalim.

> Catali masaya koymuslar.

> Oglen ayni adam yine gelmis ve yine ayni masaya oturmus.

> Garsonlarin merakli bakislari arasinda catali alip burnuna goturmus,

> Uzuuuun uzun koklamis ve saskin bir ifadeyle sormus;
> --Vaaayyy, Anita burada mi calisiyor?





Urfalının Biri Mezarında Yatan Babasını Ziyaret ediyor:

 
Babo nasısan, eyimisen?
Gene Fatihayı gaptın, keyfin yerinde.
Oraları bilmem amma...
Buraları bura olmaktan çıhmış gayri.
Mezarıydan galksan,gafayı yersen.
Öldüğüye sevinirsen...

 Sıra geceleri bitti artık.
Şindi Bitliste beş minare de yok.
Hasangalasında caketim de galmamış.
Hem Urfa dağlarında ceylanlar da gezmiy.
Herkes: Şak-şuka, şaka da - şuka söylüy...

Ne mırranın, ne de gayfenin dadı galdı,
Gayfenin neslisi çıkmış, südü de içinde.
Gaçak çay da hepden gaçak olmuş,
Sallama içiyler..
Ahhh.. Şu gavur icadı televizyon yokmu?
Tam üç tene eve aldım,gene de acans dinliyemiyem.
Gumasının yüzünden gocasından ayrılan böyük gız,
Yaseminin penceresinden bakmazsa göremiymiş.
Öbür oğlan Gurtlar Vadisi.
Hele o güççüğü yokmu ? Sen görmedin.
Saçını hep Amerikan kesdiren,
Gözü , gulağı oynuy namıssızın.
Acun Firarda diy, başka bişey demiy
Turizm dersine eyi geliymiş.
Valla yalan,
Mahsadı çıbıldak garılara baha...

Torunun Şehmuzla iftihar etmelisen,
Aletirik Mehendisi çıktı.
İş bulamadı, galdırım mehendisiyem diy.
Galdırım da yok ya, çamırlarda debeleniy, duruy...
Babo bi de telefon çıkmış,minnacık.
Şalvarın cebine on tene sığar şerefsizim.
Tele-fon amma teli,meli yok.
Eyi bişey de çok yalan söylüy.
Ben Siloyu tarlada görüyem,
Aradığın gişiye ulaşılmıy diy.
Ancaaa foturaf bilem çekiy vallaha...

Bu cümma rühuya hatim indirecektik;
Mevlüt Hoca nazlanıy,boğazı ağrıymış.
Yoh gendini üçaylara hazırlıymış...
Eve iki tene CD göndermiş,
Bunuyla gırk hatim iner demiş.
Eh..Sen de bunuyla idare edersiy.
Dünya işleri bitmiy.
Şindi bana müsade;
Aşağı kepir tarlaya gidiyim.
Golf oynuyacağım da...

 

 

 

HAVA DURUMU TARİHTE BUGÜN KÖŞE YAZARLARI
 






Reklam
 
DUYURU PANOMUZ
 

DUYURU PANOMUZ


HALK ŞİİRİNDE EMPERYALİZME BAŞKALDIRI ANTOLOJİSİ KİTABIMIZ ÇIKTI DUYRULUR

YENİ

EY RENKSİZ DÜNYA Kitabım Çıktı Ufuk Matbadan 2009
isteme adresi
yusufter5711@hotmail.com

sitemize hoş geldiniz


Kitabıma Ulaşa bileceğiniz Kitapçı OKTAY DAĞDEVİREN Tel:0535 838 82 52 -Ey Renksiz Dünya Kitabım


Çıkan Kitaplarım ..DAĞLAR ŞAHİT AŞKIMA ..RÜZGAR GÜLÜ ..PALAZLANMIŞ YAVRUM ..ŞİİR KÖR İNSANIN GÖZÜDÜR
YUSUF TER
İletişim

SÖZLÜK
 


 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=