SEN SIRRIYIN KÖLESİ OLMA SIRRIN SENİN KÖLEN OLSUN ...YUSUF TER.
   
 
  MARKSİZM
 
Marksizm, Kari Marks tarafından, En-gels'in katkıları ve daha sonra da komünist partilerin çabalarıyla geliştirilmiş siyasal, sosyal ve ekonomik öğretinin adıdır. XIX. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Ba-tı'da gelişen sanayi kapitalizminin ortaya çıkardığı sosyal ve ekonomik problemlere bir cevap olma iddiasındadır. Öyle olmakla beraber Marksizm, bir yığın entellektüei mirasın ürünüdür. Nitekim bir yandan Fransız İhtilalinin kitlelere kazandırdığı de­mokrasi bilinci ve o bilincin haykırdığı slo­ganlar, öte yandan Bacon, Hobbes ve Hal-vetius'un amprisizmi ve materyalizmi, bir diğer yandan da Rousseau ve romantikler­den devralınan kurumsal ve tarih bakışı ve ona bağlı Hegel diyalektiği temel malzeme ittihaz edilmiştir. Bunun yanında Feuer-
bach'ın antroposeıttrizmi, Smith ve Ricar-do'nun iktisadi düşüncesiyle Michelet'in sı­nıf çatışması teorilerini tevarüs etmiş geniş bir düşünceler yelpazesidir.
Marksizmin çağını ve onlardan sonraki­leri etkileme bakımından, mirasını devral­dığı kişilerden daha geniş bir alanda haki­miyet kurduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunu bir yandan eskiye tam karşı olmak, öle yandan pembe ufuklar vadetmekle ger­çekleştirmiştir. Eskiye ve yaşadığı çağa karşı tavrı acımasız idi ve kesin tavırlı bir radikal harekete motor olurken çağını gayri insani olarak vasıflayarak en iyi topluma ulaşmayı hedef olarak sunmuş ve bu istik­bale yönelik iyimserlikle kitleleri heyecana sevketmiştir.
Ayrıca Marksizmi, çalışan sini Harın, ta­rihi süreçte, yaşadıkları çevreye ve şartlara nasıl ve neden dolayı başkaldıracaklarının tahlili şeklinde değerlendirmek mümkün­dür. Temel önerme de bu nedenle, üretim güçlerinin sınıf yapısının nasıl olacağını belirlemesidir. Devlet ve din, toplumun bi­rer entellektüei üst yapı kurumlandır. Top­lumda üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan hakim sınıflar, çalışan sınıflan sömür­müşlerdir. "Diyalektik"e göre her sosyal sistem, kendini tahrip eden araçları da üret­tiğinden, mevcut sistem de bir başka siste­me polİlik devrim yoluyla ve yeni bir hakim sınıf yaratarak dönüşecektir. Bu arada Marksizm, tarihi süreci ilkel komünizm, Asyatik toplum, köle-toplayıcı toplum, feo­dalizm ve kapitalizm olarak beş dönüşüm ve değişim aşamasına ayırır. Kapitalizmin yıkılmasıyla, proleterya bir devrim sonucu yönetimi ele alacak ve devletin olmadığı komünist toplumun oluşum şartlarını hazır­layacaktır.
Marksizm, tarihi, insanın üretim güçlerine sahip olma ve onlan kontrol etme gayret­lerinin gelişim süreci olarak görür; buna Marksizmde, "tarihin ekonomik yorumu" denir. Bütün üretim faaliyeti bir sosyal or­ganizasyon içinde cereyan eder. Bu cereyan tarzı, üretim biçimleri olarak ortaya çıkar. Buna sistemi oluşturan kuramlar ve ilişkiler de dahildir. Tarihi süreç, insanın üretim güçlerini yarattığı bir süreçtir. Fakat Üretim güçleri insanın da kontrol edemediği üretim ilişkilerine yol açar. Bunun kaçınılmaz so­nucu olarak da toplum sınıflara bölünür. Sı­nıflar temelde üretim araçlarıyla bir bütün­dür, yani o vasıtalarla tanınır. Hakim sınıfın kendi üretim araçları vardır. Bu araçlarla başka sınıflar mülksüzleştirilir ve çalışan haline getirilir. Bir anlamda Marks çalışan sınıf-kazanan sınıf ayırımını burada yapar ve onu çelişkinin tababına oturtur. Rousse­au gibi o da, yasanın eşitsizliğini keşfeder ve özel çıkar ve eşitsizlik var oldukça da, ona göre, demokrasiyi kurmak mümkün ol­maz.
Marks'ın yaşadığı dönemde Marksizmin oluşumunu şu şekilde ortaya koymak müm­kündür. 1845'e kadar teorisinin üç temel kaynağını Öğrenmişti. Alman Felsefesi (Özellikle Hegel) Fransız ütopik sosyalizmi ve İngiliz klasik iktisat doktrini, insanın sı­nıf sistemiyle kendi gerçek tabiatına yaban-cılaştığını, daha alt sınıfların üst sınıflar ta­rafından sömürüldüğünü, 1844'te kaleme aldığı "Economic and philosophical ma-nuscripts"de ortaya koymuştu. 1845'de yazdığı Alman ideolojisi'nde ise, tarihi maddeciliğin çerçevesini çizdi. 1848'de Felsefenin Sefaleti'ndc kapitalizmin nasıl çökeceğinin ve proleterya devriminin nasıl gerçekleşeceğinin izahını yaptı. 1848-49 Manifesto yıllan olarak geçti. 1850-60 ara­sında ise Marks, Kapitalizmin iktisat teori-
sini bilimsel anlamda oluşturmağa çalıştı. Tabiatıyla bu, kapitalizmin çöküşünün teo-risiydi. 1859'da Ekonomi Politiğin Eleştiri­sini, 1867'de de KapitaTin ilk cildini çıkar­dı. 1864'de Uluslararası Çalışanlar Birli-ği'nin kurulmasıyla tekrar politik faaliyete döndü. 1875'ten sonra Marksizmin geliş­mesi Engels'e bağlanmıştır.
Bütün bu çalışmaların ortaya koyduğu üç temel kavram üzerinde biraz daha geniş­çe durulabilir. Bu kavramlar; Tarihi Mad­decilik, Diyalektik ve Proleterya DeVri-mi'dir.    
                                          
 
Bu terim Marks'Mf değil, Engels'indir. Fakat Marks'ın sosyal teorisini ifade eder. Tarihi maddecilik, ha? yatın ekonomik cephesine büyük bir önem verir. Marks'a göre, üretimin teknolojik aşamaları ve mal mübadelesi (üretim güçle­ri) mülkiyet sistemiyle (üretim ilişkileri) birlikte, toplumun iki ana sınıfa bölünmesi olduğu gibi idarenin, dinin ve kültürün de belirleyicisidir. Marksizmde ekonomik sis­tem, sosyal sistemin de belirleyicidir. PoUe tik, dini, hukuki kurumlar üst yapıyı oluştu­rur, fakat üst yapıyı belirleyen, alt yapının biçimlenme durumudur. Her toplum hakim sınıfın durumuna haklılık kazandıran dini doktrin ve inanç seti ile bir ideoloji gelişti­rir. Marks bunu, "yanlış şuurlanma" olarak ifade eder. Belirtilen beş toplum aşaması­nın her birinde, hakim sınıf ideolojisi var­dır. Bir toplum aşamasından ötekine geçer­ken ideolojik temel de bu geçişle oluşturul­maktadır.
Tarih felsefesini oluştururken Marka, daha çok dikkatini feodalizmden kapitaliz­me geçişe ve modern teknoloji ve parasal sermayenin birikimiyle İngiltere'de yeni hakim sınıfın doğuşuna yöneltmiştir. Bu sı­nıf "burjuvazidir". Ticari gelişme ve 18.yüzyıl sanayi devrimi, ilk sermaye biriki­minin başlangıcıdır. 1642 İngiliz ve 1789 Fransız ihtilaline, yükselen burjuvazinin politik gücü elde etmesinin süreci olarak bakar. Laisses Faire Liberazmi ve parla­menter yapısıyla İngiltere'de işçilerin ma­ruz bırakıldığı durum analiz edilir. Buradan da nihai olarak iktisadi gelişme ve değişme­ye, insan iştiyakını sınırlandıran ve her aşa­mada onun temel belirleyicisi nazarıyla ba­kılır.
Diyalektik: Marks'ın felsefesi, kendi­sinden sonra gelenlerce bir bütün halinde Diyalektik Materyalizm olarak ifade edil­miştir. Çünkü Marks, Hegel'in diyalektik felsefesini, hem değişme süreci modeli ve hem de eşyanın dünyasındaki değişme sü­reci olarak almıştır. Bu değişme ve yerini bulmada ona göre belli bir durum (yani tez), kendinin zıddım üretir (antitez) ve oradan eskinin yerine tamamen yeni bir durum (sentez) oluşur.
Toplumsal değişme, sınıf çatışması ve bu çatışma sürecinde ortaya çıkan ekono­mik tabandaki gelişme ile gerçekleşir. Ni­cel sosyal değişmeler ve tezle antitez ara­sındaki gerilimler devrim yoluyla hemen nitel değişmelere dönüşür. Diyalektik an­lamda sosyal değişme ani ve şiddetlidir; devrim de bundan dolayı bir normdur.
Marksist diyalektik, Hegel'in diyalekti­ğinin aksine materyalisttir. Hegel'de diya­lektik, ideler dünyasında ceryan ederken, Marks'ta bu maddi dünyadır. Marksizm materyalizmi bu anlamda dini ve metafizik hiçbir şeyi tanımadığı gibi, olayların değer­lendirilmesinde, insanlık tarihinde maddi faktörlere merkezi önem atfeder. Fakat bu­nu yaparken ve toplumu tanımlamada ken­di felsefi diyalektiğini kullanırken, özel bi­limsel aletlere de sahip değildir. Tamamiy-
le ham gelişme unsurlarını kullanmıştır. Engels'i izleyen bazı Marksistler, Marks'ın diyalektiğini fizik ve biyolojik dünyaya uy­gulamaya kalkmışlardır.
 
 
Marks'ın iktisadi doktrininde, Kapitaliz­min tahlili vardır. Model olarak da İngilte­re'nin Marks zamanındaki durumunu ele al­mıştır. Sömürü ve fazla değer ona göre ya­rattığı iç çelişkilerle kapitalizmi ortadan kaldıracaktır.
Marks'a göre kapitalizm, çalışan sınıfın sömürüsüne dayanır. Sermaye sahipleri (üretim araçlarının mülkiyetini ellerinde bulunduranlar), işçilere ödedikleri ile, üre­tilen malın değeri arasındaki fazlayı ceple­rine indirirler. Emek değer teorisi, fazla de­ğer teorisi ve ücretlerin tunç kanunu fikrini klasik iktisatçılardan (Adam S milli, Ricar-do, Malthus) alan Marks, bu malzemeyi, klasiklerin aksine kapitalizmin savunma aracı değil, eleştirmek amacıyla kullanmış­tır.
Emek değer teorisi (fayda ve talebi dik­kate almadan) malların değerini, onları üretmek için gerekli emek miktarına bağlar. İşçi ücretleri ise, artan nüfusun baskısıyla aşağı çekilir ve daima geçimlik düzeyinde kalır. Emekle, emeğin ürünü arasındaki fark kapitalistlere kâr olarak gider. Bu kâr, kapitalist sınıf arasında azılı ve öldürücü bir rekabet ortaya koyar. Bu rekabet, kapitalist­lerden bir kısmının bir kısmını piyasada ça­lışan sınıfın arasına iter. Böylece çalışan sı­nıf, yani işgücü ordusu büyür. Büyük kapi­talistler gittikçe daha da büyür. Bu rekabet, emek tasarruf eden gelişmeyi de teşvik eder. Burada Marks üç ayrı teoremi devreye sokar. Bunlardan biri birikim nazariyesidir.
Yani rekabetin kapitalistlerin kârlarını ye­niden yatırıma dönüştüreceğini, bunun da emek maliyetlerini azaltacağı ve üretimi arttıracağını söyler. İfadeden de anlaşılaca­ğı gibi Marks, bir kapitalist konjonktür teo­risinin işaretini vermektedir. İkinci teorem sermayenin konsantrasyonu nazariyesidir. Yani kapitalistler gittikçe daha da büyüye­rek rakiplerinin piyasadan çekilmesine se­bep olurlar ve onları işçi sınıfının içine atar­lar. Bunu takiben yeni bir önermenin daha devreye sokulduğunu görüyoruz. Bu, pro-leteryanın bütün bunların sonunda sefalete sUrüklenmesidir. Çünkü işsizler ordusu bü­yüdükçe, ücretler aşağıya çekilecektir. Bu ise, işçilerin sefaletlerini artıracaktır. Anla­şılacağı gibi, burada "Marks'ın proleterya-sını" devrime sürekleyen mekanik bir süreç vardır ve bu süreci yakalamak mümkün­dür.
Yükselen burjuvazi feodalizmi nasıl yık-tıysa, kapitalizm de proleterya tarafından tarihe mal edilecektir. Çünkü sermayenin kârı, endüstri genişlerken düşecek ve sis­tem yine bizzat kendi dinamikleriyle bülün gelişme imkanlarını tüketecektir. Her ne kadar konjonktürel gelişmeler zamanla iyi­leşmeler sağlarsa da, bu durum kapitaliz­min yok obuasını geciktirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Çünkü her iyi devre, bir önceki iyi devreden daima kötüdür. Bu da kapitalizmin proleterya devrimiyle sosya­lizme dönüşeceği aşamaya adım adım yak­laşmak demektir. Adeta kapitalizm prole­terya tarafından bir tekme ile yıkılacak ve sosyalizme geçilecektir. Marksizm bu dev­rimin diyalektir sürecidir.
 
 
 Yukarda belirtilen gelişme seyri, prolc-teryayı yeni hakim sınıf haline sokacak,
üretim araçlarının özel mülkiyetine son ve­rilecek ve böylece diyalektik süreç de son bulacaktır. Sınıf farklılıklarının ortadan kalkmasını müteakip devletin varlık sebebi de yavaş yavaş ortadan kalkacaktır. Çünkü Marks'a göre devlet, mülkiyetsiz sınıfların sömürülmesi sonucunu doğurur. Komüniz­min ilk aşamasında işçiler bazı pürüzlerle hala karşı karşıya kalabilirler. Fakat nihai aşamada devlet ortadan kalkacak, ulusal farklılıklar giderilecek, eşitsizlikler kayUv lacaktır. O zaman Marks'ın yazdığı gibi, toplum, bayraklarının üzerine "herkesten kabiliyetine ve herkese ihtiyacına göre" ya­zabilir.
Buraya kadar yapılan açıklamalardan Marksizm in temelde dört grup teoriden oluştuğu anlaşılabilecektir. Birinci grup te­oriler Tarihi Maddeciliğini ortaya koyduğu, bütün tarihi, siyasi, toplumsal hukuki ve ah­laki ne varsa hepsinin tabanında toplumun maddi teşkilatlanmasının bulunduğu tarihi olayların sınıf çatışması sonucu ortaya çık­tığı görüşünü açıklayan teorilerdir.   .
Tartışmanın kaynağında ekonomik eşit­sizlik vardır. Marksist iktisat teorisi, aynı zamanda değer teorisidir. Ve bu klasik de-ğer teorisine dayanmaktadır. Marks iktisat teorisini hep bu çerçevede oluşturmuştur. Marks'ın teorilerinden bir grubu da, Kapita* 1 izinin yıkılmasını izaha çalıştığı teoriler­dir. Marks bu grupta sistemin sermaye biri­kimi, yoğunlaşma ve kutuplaşma yoluyla kendi kendini nasıl bitireceği üzerinde dur­muştur. Buna ek olarak sistem tam bu nok­tada yıkılmak üzereyken, prolelcryanın ia-tilal yoluyla sistemi sosyalizme kolayca dö­nüştüreceği üzerine kurulmuş teorileri de, dördüncü grup teoriler olarak görebiliriz. Bu son grupta Marks hem bir ihtilal teoris-yeni, hem de mutlu topluma ulaşma hedefini gösteren mitolojik bir kahraman rolünü oynamaktadır.
Marksizm de, diğer toplum teorileri gibi kendini eleştiriden kurtaramamıştır. Mark-sizinin kalelerinin peşpeşe yıkıldığı son za­manlarda, ona yöneltilen eleştirilerin daha anlamlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu hem ortodoks marksistler, hem de revizyonistler için böyledir.
Öncelikle belirtilmesi gereken şudur: Marksizmin kapitalist sistem ileri sürdüğü kehanetlerden hiçbiri gerçekleşmemiştir. Marksist anlamda bir kendini tüketme me­kanizması yoktur. Ama sistemin kendi ya­ralarını sardığını söylemek de tabiatıyla zordur. Ancak daha da Önemlisi Marks'ın, kapitalizm için öne sürdüğü kendini tüket­me teorisi bugün artık kapitalizmden çok marksizmin karşı karşıya kaldığı bir du­rumdur. Bunun sebeplerinin başında ise, onun insan yaratılışına aykırı bir teori olma­sı, bir başka deyişle salim aklın değil, husu­metin eseri olması gibi kendini tüketecek bir iç dinamik gelir.
Öte yandan, tarih bize, Marks'ın ifade et­tiği anlamda bir determinizmi vermemekte­dir. İdeal izm-materyaliz m tartışmasına de­rinliğine dalmadan diyebiliriz ki, Marksizm olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurar­ken, buna tek yönlü bir görüntü kazandıra­rak yanlış bir tahlile gitmiştir. Tarihi tek yönlü ve tek değişkenli sebep-sonuç ilişki­lerinin tekeline bırakmak onun en önemli yanlışı olmuştur. Çünkü insan yaşadığı çev­rede kendi başına bir olgu almadığı gibi, in­sanın dışındaki şeylerden de onu tamamıyla soyutlayamayız. İnsan maddi ilişkilere yön veren temel yaşama tarzıyla ve herşeyden önce kafasıyla, bir yönden teknolojiye, öte yandan üretim sürecine yön verirken, aynı zamanda kendisi de onlardan etkilenmektedir. Burada üstyapı ve altyapı ayırımı yapa­rak, altyapının üstyapıyı belirlemesi, maddi ilişkilerin manevi atmosferi sürüklemesi, sömürü ilişkilerine gerekçe olarak üstyapı kurumlarının kullanılması hiç de realiteyi yansıtmaz. Marks'ın en çok eleştiriye uğra­yan açıklamaları bu alanla ilgilidir. Olayla­rı, bir kutu içindeki bilardo toplan gibi dü­şünürsek, toplardan birinin yerini değiştir­mekle başlangıçtaki pozisyonun ortaya koyduğu determinizmden daha farklı so­nuçlar ve etkileşimlerin ortaya çıkacağı ke­sindir. Bu durumda belki tarihi materyaliz­min Hegel idealizminin bir eksikliğini ya­kaladığı açıktır, ama meseleyi çözmüş ol­duğu söylenemez.
Marks'ın sınıf anlayışı da yanlış bulun­muştur. Marks'ın fikirlerinin bayraktarlığı­nı yapanlar arasında, işçiler daima azınlıkta kalmıştır. Toplumu ise hiçbir zaman onun iddia ettiği gibi, iki kutuplu görülmemiştir. Bumstein bu noktayı görerek, Marks'ın ih­tilal fikrinin de tabanı olmadığını belirtmiş­tir. Ona göre, eğer işçi sınıfı gittikçe büyü­yen bir sınıf olacaksa, ihtilale gerek yoktur. demokratik yollarla da işçi sınıfı yönetime el koyabilir. Yazar Marks'ın şiddet kullana­rak ihtilal yapılması fikrinin alternatifi ola­rak, demokratik metodu önermiştir, aslında sınıf kavgası çok büyük bir abartmadır. Lassale, sınıf kavgasından çok, milletlerin kavgasından söz edilebileceğini söylemiş­tir.
Aslında sorulacak soru şudur: Kapita­lizm, Marks zamanındaki kapitalizm olarak devam etseydi, Marks'ın söyledikleri ger­çekleşme imkanı bulur muydu? Marks her zaman açıklamalarını bu soruya göre yap­mış, kapitalizmin bir sistem olarak kendini yenileyeceği, insanileşeceği, işçilerin ve sefillerin durumlarıyla ilgili özel yasalar çıkarıtarak ilgilenileceğini hiç düşünmemiş­tir. Gerçekten de kapitalist denilen ülkeler, artan oranlı yüksek veraset vergileri, sosyal güvenlik müesseseleri ile fakir kitlelerin yükünü hafifletme yoluna gitmiş; bu konu­da büyük basanlar elde etmiştir. Bu sonu­cun alınmasında, gelişen sendikacılık hare­keti de, şüphesiz, etkili olmuştur. Deyim yerindeyse, işçi sınıfı yerine, Marks'ın izah ettiği anlamda burjuvazinin büyümüş oldu­ğu söylenebilir. Bu gelişme ise Marks'ın ih­tilal teorisinin altını oyan en önemli gelişme olmuştur. Profesyonel, teknik ve beyaz ya­kalı, maaşlı orta sınıfların büyüyeceğini gö­rememiştir. Gelir dağılımı tam adil olmasa bile, gelirin belli ellerde toplanması ve sis­temi yıkacak bir kutuplaşma da sözkonusu olmamıştır. Anonim şirketin ortaya çıkması kimin sermayedar, kimin işçi olduğunun karışmasına yol açmıştır, bunların hepsinin de üstünde profesyonel yönetici sınıfların ortaya çıkması kapitalizmin yeni çehreleri­dir.
EminERTÜRK
Bk: Kapitalizm, Komünizm, Marksist îkti-sad, Marksist Sosyoloji.
HAVA DURUMU TARİHTE BUGÜN KÖŞE YAZARLARI
 






Reklam
 
DUYURU PANOMUZ
 

DUYURU PANOMUZ


HALK ŞİİRİNDE EMPERYALİZME BAŞKALDIRI ANTOLOJİSİ KİTABIMIZ ÇIKTI DUYRULUR

YENİ

EY RENKSİZ DÜNYA Kitabım Çıktı Ufuk Matbadan 2009
isteme adresi
yusufter5711@hotmail.com

sitemize hoş geldiniz


Kitabıma Ulaşa bileceğiniz Kitapçı OKTAY DAĞDEVİREN Tel:0535 838 82 52 -Ey Renksiz Dünya Kitabım


Çıkan Kitaplarım ..DAĞLAR ŞAHİT AŞKIMA ..RÜZGAR GÜLÜ ..PALAZLANMIŞ YAVRUM ..ŞİİR KÖR İNSANIN GÖZÜDÜR
YUSUF TER
İletişim

SÖZLÜK
 


 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=